Kitap Özetleri - 25 {Merdivenli Köşk} - {Ölü Canlar}

20
EXE RANK

OttoMaNs* ;яeiz

Fexe Kullanıcısı
Puanları 0
Çözümler 0
Katılım
20 Şub 2011
Mesajlar
32,869
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Web sitesi
www.netbilgini.com
OttoMaNs* ;яeiz
Merdivenli Köşk


KİTABIN ÖZETİ :

BİRİNCİ BÖLÜM

Elizabeth, Londra’da bir takside giderken Bell adındaki bir arkadaşını görür. Biran gözünden kaybettiği arkadaşını ararken bir yandan gördükleri karşısında o ve onunla yaşadığı 20 Yıl öncesi olaylar ile merdivenli köşkün o zamanlar ki hali ile arasındaki farklılıkları anlatmaktadır.

İKİNCİ BÖLÜM

Aileden gelen kalıtımsal bir hastalık vardı. Elizabeth’in artık bunu öğrenmesi gerekiyordu. Ailesi tarafından söylendiğinde bunu kaldıracak , o üzüntüsünü yenecek yaşta değildi. Bu olay kendisini çok üzmüş hatta onun hayatını etkilemişti. Öyle ki hastalık , insan hayatında bazı değişikliklerle birlikte kısıtlamalar dahi getiriyordu. Bundan dolayı doğduğundan bile pişmanlık duyuyor , uzun zaman bile bu konuda ailesini reddediyor.

Annesinin rahatsızlığının ilerlemesi ve babasının hastalık belirtilerini başlaması, büyüme çağında olan Elizabeth için şevkat ve aile sevgisinden yoksun kalmasına sebep oldu. O anki düşüncesi bile ailesini reddetmesine etkili olmuştu. Ailesini bırakıp şefkat ve sevgi umduğu annesinin kuzeninin evine gitti. Onların zenginliği ve aile yaşantıları onu çok etkilemişti. Daha küçük yaşta olmasından dolayı çok şeye özenti ile bakıyordu. Ailesinin ona bıraktığı korkunç genetik mirası düşündükçe bu ziyaretleri daha çok sıklaştırdı. Annesinin kuzeninin eşi olan Cosette , Elizabeth’in üzüntülerini geçiştirmek için onu eğlendiriyor hatta ona bir takım hediyeler vererek onu teselli ediyordu.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Cosette’nin eşi Douglas ölmüştü. Onun ölümü aileden gelen genetik hastalıkla ilgisi yoktu. Bu genetik hastalık öyle ki ebeveynlerden biri bu geni taşımadıkça hastalanmıyor yada taşısa bile elli yaşına kadar hastalanmamışsa , sende hastalanmıyormuşsun.

Douglas’ın ölümü Cosette’i çok üzmüş aklına gelen şindi ne yapacağı hakkında çeşitli fikirler öne sürüyordu. Onun düşüncesi ise kocasından kalan serveti ona ömür boyu rahat bir hayat sürdürecekti. Elli yaşında olmasına rağmen evlenip yeni bir hayat sürdürmeyi çoktan aklından geçirmişti. Bu mirastan Elizabeth’de nasibini almıştı. Douglas’a ait kütüphanede bulunan malzemelerin hepsini Cosette Elizabeth’e vermişti. Artık kitap yazmaması için hiçbir sorun kalmamıştı.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Annesinin ölümünden sonra babası ile yaşamak üzere eve gelen Elizabeth, Cosette’nin yanında gördüğü ilgi ve sevgi babasının yanında kalma isteğini köreltiyordu. Yaz tatilini geçirmek üzere Elsa’nın akrabalarının yanına gitti.Elsa’nın akrabaları ve bulundukları şehir onun çok ilgisini çekmişti.Onların yaşayış tarzı ve değişik konular üzerine düzenledikleri tartışma toplantıları onu etkilemişti.Daha da önemlisi Bell’i daha yakından görebilmekti. Ancak amcasına ulaşamadı. Sömestir tatilinde tekrar Elsa ile birlikte Essex’e gittiler. Felicity tartışma toplantıları kadar sınavlarıyla da ünlüydü.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Silas ve Bell evli çiftdi. Silas ressamdı. Ancak bu işten çok para kazanamıyordu. Evinin geçimini bile sağlayamazken vahşice içki içiyordu. Özellikle silahlarla oynamayı çok sever , sürekli Rus ruleti oynardı. Bir gün yine içtikten sonra tabancası ile oynarken Silas boynundan vurulur. Ancak hiç de inandırıcı olay değildir. Çünkü karısına eziyet çektiren ve hiçbir faydası olmayan fakat çok zeki bir insan böylesine küçük hatadan kendisini Rus ruleti oynarken vuracağı herkesin kafasında soru işareti bırakmıştır. Silas’ın ölümünden birkaç saat önce babasının kalp krizinden ölmesi ve Silas’ın tek mirasçı olması karısı için iyi planlanmıştı. Artık miras olarak bırakılan ev karısı Bell’indi. Bu evi satıp çalışmadan, sürünmeden ve biraz dişini sıkarak yaşayabilirdi.

ALTINCI BÖLÜM

Cosette kocasının ölümünden sonra Notting Hill’de beş katlı bir ev aldı. 106 basamağı vardı. Eve merdivenli köşk adını koymuştu. Merdivenli Köşk’te yalnız yaşamıyacaktı. Dostları ve akrabaları gelip ziyaret edecekti ki asıl maksadı bu değildi.

Odanın birisini manevi kızı Elizabeth’e verdi. Şimdiden evin hizmetlileri bulunmuş herkes görevine çoktan başlamıştı bile. Kocasının ölümü ile bütün acılar unutulmuş yeni sevgili arayışları ve evlenme planları başlamıştı.

YEDİNCİ BÖLÜM

Merdivenli Köşke o kadar çok kişi gelip gidiyordu ki otelden veya bir eğlence yeri olmaktan başka bir şey değildi. Öyle ki merdivenlerdeki kırmızı halı bile eskimeye başlamıştı. Merdivenler ve çalışma odası elektrik olmasına rağmen , sadece mum ışığı ile aydınlatılıyordu. Köşkte aile ile hiçbir ilişkisi olamayan İvor Stuvell adında şair olduğunu söyleyen bir kişi ile aşk hayatı yaşamaya başladı. Cosette eşinin ölümünden sonra erkek avcısı olmak, yeniden otuz yaşına dönmek evli erkekleri baştan çıkarmak isteklerinden bahsetmiş ise de gerçeklerle istekler arasında dehşetli bir uçurum vardı. Elizabeth bile bu durum karşısında şaşkına dönmüş annesinin yeni bir aşk ilişkisini keşfeden çocuğun tepkisi gibi tepki göstermişti. Cosette adeta her şeyi unutmuş dünyaya yeni gelmiş bir bebek gibi aşk delisi olmuştu.

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Yaklaşık yüz yıl önce George Huntington , New England bölgesindeki aileleri etkileyen bir hastalık fark etmişti. Bu insanlar XVII yy.da Suffolk’un Bures köyünden göç edenlerin nesliydi. Şüphelide, Huntington hastalığı olup olamadığını tespit için bir test uygulanıyor. Şüpheliden sadece kan almakla yetinilmiyor, ailede geriye doğru yaklaşık yedi kişiden kan örneği alınıyor. Ancak Elizabeth için çok geç. Çünkü onun hayatta kalan yedi akrabası yoktu. Hepsi Huntington hastalığından ölmüştü. Şimdiye kadar belirtiler ortaya çıkmadı. Bundan sonrası için de yeterli sayıda insan kalmadı. Zaten yolun sonundayım diyerek hem üzülüyor hem de kendisini teselli ediyordu.

İvor Sitwell, hala Cosette’le yaşıyor , yatağını paylaşıyor, o iğrenç hareketlerine devam ediyor ve çıkarmayı planladığı şiir dergisi için para sızdırmaya çalışıyordu. Cosette ise bu konuda ender görülen inatçı tavırlarını takınıyordu.

DOKUZUNCU BÖLÜM

Uzun zaman olmuştu. Bell’den hala haber alamıyordu. İtalya gezisinde almış olduğu ona benzeyen portreyi her yere ***ürüyordu. Yapmış olduğu telefon görüşmesinde ceza evinden çıktıktan sonra bir iş bulmuş çalışıyordu.

Elizabeth ise Köşk’te romanlarını yazmaya devam ediyordu. Bir an önce para kazanmak istiyordu. Çünkü Huntington gibi bir hastalığın mirasçısıydı ve henüz sağlıklı olduğu bu günlerin tadını çıkarmak , her şeye hemen şimdi sahip olmak istiyordu. Bu sırada köşkte faaliyetler aralıksız devam ediyor, eğlenceler ve gelip gidenler hiç eksilmiyordu.

ONUNCU BÖLÜM

Merdivenli Köşk gün geçtikçe çeşitli olaylara tanık oluyor, hiç de göze hoş görünecek davranışlar, sergilemiyordu. Cosette kendi alemine dalmış yalnızca zevki sefayı sürüyor, Elizabeth ise bir takım çıkmazların içinde sürüklenip gidiyordu. Bell ise insan dışı sapık lezbiyen davranışları ile adeta nefret saçıyordu.
 
ONBİRİNCİ BÖLÜM

Elizabeth’in okuduğu bir gazete şöyle yazıyordu ; “ Venezuela’da nüfusunun yarısı Huntington hastası olan bir köy varmış bu yüksek oran,insanların akraba evliliği yapmaları yüzünden çıkmış ve giderek artmış. Zavallı insanlar ne olduğunu bilmeden ve aldırmadan hasta ebeveynlerine rağmen evleniyorlarmış. Bu hastalığın sadece göl kenarındaki küçük köylere ait olduğunu sanıyorlarmış ve dünyanın her yerinde olduğunu öğrendikleri zaman çok şaşırmışlar.”

Bu hastalık onu kahretmişti. Ama bu şekilde kendisine acımak arpacı kumrusu gibi düşünmek ya da anlamsızca konuşmak bir işe yaramazdı.

ONİKİNCİ BÖLÜM

Bell Pazar günü olduğu için dükkana gitmemişti. Sevdiği adamla beraber olmayı ve konuşmayı düşünüyordu. Silas Bell’e Rus ruletinin nasıl oynandığını bu oyunda dikkat edilmesi gereken noktaları öğretiyordu. Silas’ın amacı babasından kalacak olan evi satıp Cava’ya gidip resim yapmaktı. Bell’e iyice aşık olmuş yaz mevsimi boyunca günleri beraber geçirmişlerdi. Bell kitap okumayan biriydi ve okumamasıda bir bakıma iyiydi. Çünkü kitapta yazdıklarıyla kendisi arasında büyük fark olduğunu anlayabilirdi. Bir gün “The wings of the Doue’u” inceliyordu ve konusunun ne olduğunu Bell’e anlattı. Roman, entrikalarla dolu bir melodramatik romandı.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Mark geldiği zaman, Merdivenli Köşk’te Cosette, Bell birlikte yaşıyordu. Aradan zaman geçtikten sonra Bell bazı sorunlar yüzünden evden ayrılmıştı. Ama buna Elizabeth pek mana verememişti. Mark diğer adınlar tarafından oldukça yakışıklı bulunuyordu. Mark görüntü olarak çok muhteşemdi,ama kültürü zayıftı. Bir akşam yemeğinde Mark ve Cosette tanışmışlardı. Cosette o akşam ona aşık oldu. Yıldırım aşkıyla vurulan Cosette’nin Mark’a bakışı çok dehşetti. Bu arada Bell istenmeyen kişi oluyordu. Evde kalmasından rahatsızdı. Bell’in doğum gününde Cosette’nin verdiği partiye Mark’ta geldi. Cosette Bell’e bir yüzük hediye etti. Ama nedense Bell buna fazla sevinmemişti. Zaten sonra bu yüzüğü takmadı. Cosette ertesi akşam vereceği yemeğe Mark’ı davet etti, ama daveti Mark kabul etmedi. Cosette Mark’ı elde etmek için Bell’e daha fazla yakınlaşmaya başlamıştı.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bell’in Silas’la yaşaması, ona erkeklerden uzaklaştırmıştı. Hatta onunla birlikte iken bile kadın sevgilileri olmuş ve bir takım kadınlarla sevişmişti. Ancak Silas öldükten sonra karşı cinse yönelmişti. Kardeşinden başka erkeklerden söz etmiyordu. Mark Cosette’yi yemeğe davet etti. Bu arada Cosette kendine biraz daha çeki düzen vermişti. Cosette Mark’a bağlanmamak için kendisini sanki onun annesi rolüne hazırlıyordu. Elizabeth bir Mark’a Bell’in küçüklüğünü sormuş ama o en ufak bir fikrin yok diyerek geçiştirmişti. Elizabeth bu cevap üzerine şaşırıp kalmıştı. Kafasında şüpheler uyanmıştı. Mark’ın Merdivenli Köşk’e ziyaretleri sıklaşmıştı. Cosette ile daha çok dışarı çıkıyor ve zamanın çoğunu birlikte geçiriyorlardı. Mark onon sevgili arkadaşıydı ya da böyle görünüyordu. Aralarındaki ilişki cinsellik olamadan devam ediyordu.

ONBEŞİNCİ BÖLÜM

Teyzecik , Bell’in yanındaki koltukta oturmuş , San Fransisco polislerini konu alan bir dizi seyrediyordu. Sonra Bell belli bir zaman sonra teyzeciğin öldüğünü fark etti. Cosette eve geldiği zaman sanki bir şekilde teyzeciğin öldüğünü söyledi. Cosette bir çığlık atarak bağırmıştı. Mark Bell’e neden aniden söylediği için kızdı. Cosette perişandı, hüzünlüydü ve suçluluk hissetmeye başlamıştı. Cosette Mark’a o gece evde kalmasını söyledi. O da bu isteğini kırmadı. Bu durumdan Bell biraz şüphelense de artık o gece Mark orada kalacaktı. Teyzeciğin cenazesi sade bir törenle kaldırıldı. Bu arada Cosette’ye elindeki hisse senetlerinden, arazilerden yüklü miktar para kalmıştı. Bell ve Mark birbirlerinden şüphelenmeye başlamışlardı.

ONALTINCI BÖLÜM

Elızabeth yeni huylar edinmiş, insanlara bakarak hangisi cinayet işlemiş, hangisi hapse girmiş olanları bulmaya çalışan bir tip olmuştu. Bell psikopat olduğunu düşünen insanlardan gittikçe uzaklaşan, hayvanlara karşı aşırı bir ilgi duyan bir kişiliğe bürünmüştü. Merdivenli köşk her zamanki gibi yine kalabalıktı. Orada bulunanlar zevk-i sefa sürüyor, kadın erkek herkes sarmaş dolaş olmuştu. Mark ve Cosette arasında büyük bir ilişki doğmuş, ilişkileri oradakilerine göre daha ölçülü ve gerçekti idi.

ONYEDİNCİ BÖLÜM

Zaman Bell için fazla bir şey ifade etmiyordu. Bunun nedeni belki de hayatında hiç çalışmamış olmasıydı. Soğuk bir Ocak günüydü. Kapıyı çalıp içeri girdiği zaman, beraberinde buz gibi bir havayı da eve sokmuştu. Elizabeth masanın yanında durmuş mektup okuyordu. Bell heybesini alarak merdivenlere yöneldi. Ve yukarı çıkmaya başladı. Yukarda Mark, Cosette’ nin odasındaydı. Aralarında maddiyata dayanan bir beraberlik vardı. Mark, Cosette’nin parasını, Cosette ise Mark’ın sevgisini istiyordu. Aralarında ondokuz yaş olmasına rağmen Cosette, Mark’ı delice seviyordu.

ONSEKİZİNCİ BÖLÜM

Mark önemli konular hakkında konuşmak üzere Elizabeth’i yemeğe davet etti. Yemek davetinden Cosette’nin de haberi vardı. Mark, Cosette’den eskiden beri hoşlandığını giderek sevgisini arttığını ve hatta ona aşık olduğunu söylüyordu. Mark’ın söylediklerine Elizabeth inanmıyordu. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu söylüyordu. Mark ise merdivenli köşkten ayrılacağını ve bir daha dönmeyeceğini, Londra’nın kuzeyinde küçük evlerden birini alacağını söylüyordu.

ONDOKUZUNCU BÖLÜM

Bell hapise girdiğinde evinde bulunan bütün eşyalarını yaktırmıştı. Yeni bir iş için Elizabeth’in yanına taşınacaktı. Odasında bulunan eşyalar yok denecek kadar azdı. Aslında Elizabeth, Bell’e yeni bir ev almayı çok istiyordu. Ancak parası buna yetmiyordu. Fakat bu bir sebep değildi. Asıl sebep onunla daha fazla beraber kalmak istemiyordu. Bu kadar parasız kalmasının sebebi ise mirasına düşen paranın hepsini avukatına savunması için harcamıştı. Cosette ile Mark’ın evlilik planlarının devam ettiği, evini satıp küçük bir evde mutlu olacaklarını, ancak bu düşüncelerin Bell tarafından bilinmesini istemediklerinden dolayı köşkün satılacağını emlakçıya bildirdiler.

YİRMİNCİ BÖLÜM

Elizabeth eve döndüğünde babasının kalp krizi geçirip hastaneye yatırıldığını telefonla öğrenir. Ve hemen hastaneye gider. Bu sırada Mark ve Cosette evlilik için nikah dairesinden gün alıp bunu kutlamaya yemeğe giderler. O gece aşk sarhoşu olup kendilerinden geçmişlerdi. Hastanede can çekiştiren Elizabeth’in babası ölür. Ve babasından büyük bir miras kalır. Bu mirasla kendine küçük bir ev, çalışabileceği bir iş kurmayı düşünür.

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

Cosette bir daha Elizabeth’le konuşmaz !.. Elizabeth’in kendisine ihanet ettiğini düşünür, bundan dolayı Merdivenli Köşk’ten ayrılır.

Bir gün Cosette avukatı aracılığıyla Elizabeth’e mektup göndererek köşkü kendisine bağışlayacağını bildirir. Bunu duyan Bell ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Elizabeth ise bağışı kabul etmemiştir.

Bell Mark’ı öldürme planları yapıyordu. O sırada Cosette kapıdan içeri girince Bell, Mark’ın üzerine yürüyüp pencereden atar. Mark düşerken müthiş çığlıklar atar ve ölür. Bell yakalanıp mahkemeye çıkartılır, müebbet hapse mahkum olur.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.


Ölü Canlar


KİTABIN ÖZETİ :

1. BÖLÜM :

N.......... kentinin merkezindeki büyük hana bir yolcu oldukça güzel, küçük, yaylı bir araba ile gelir. İlk etapta bu kimsenin ilgisini çekmez. Gelen şahıs Pavel İvanoviç ÇİÇİKOV’dur. Kendisini danışman, çiftlik sahibi ve iş için yolculuk eden biri olarak tanıtır. Tez elden kentin ileri gelenleriyle tanışır: Vali, polis memuru, yargıç, savcı, çiftlik sahipleri vs. ve gittiği her yerde kendini görgülü bir salon adamı olarak gösterir; konusu ne olursa olsun her konuşmada canlı, ilgi uyandırıcı sözler söyler.

Her gün akşam toplantılarına, yemeklere gider hoş vakit geçirir. Sıra kent dışı ziyaretlere geldiğinde ise işe önce çiftlik sahibi Manilov ile Sobakeviç’ten başlar. Çünkü onlara söz vermiştir. Belki de ÇİÇİKOV’u bu ziyaretlere zorlayan daha temelli, daha ciddi, daha derin nedenler vardır. Önce Manilov’un çiftliğine gider. Manilov ailesi üzerinde çok iyi izlenimler bırakır. Yemekten sonra çalışma odasına geçip iş konularında konuşmaya başlarlar. Çiçikov öncelikle Manilov’a kaç tane kölesi olduğunu, en son sayımı hükümete ne zaman verdiğini, kaç kölenin öldüğü gibi sıradan sorular sorar. Ancak o kadar çok ölen olmuştur ki Manilov bile sayısını kahyadan öğrenir. Ancak Çiçikov bunların listesini isteyince ortalık birden gerginleşir ve Manilov bunu niçin istediğini sorar. Çiçikov ne diyeceğini şaşırır ve ancak “Köylü satın almak istiyorum.” diyebilir. Daha sonra toparlayarak ölmüş olan köleleri almak istediğini söyler. Yani ölmüş ama yaşıyor gibi görünen köylüler ...

ÇİÇİKOV uzun tartışmalardan sonra Manilov’a ölmüş köylüler için devlete boşuna vergi ödediğini anımsatarak bunları kendisine satmasını teklif eder. Ancak Manilov aralarındaki dostluğu öne sürerek bu iş için para istemeyeceğini söyler. Anlaşmalar yapılır ve Çiçikov evden ayrılır. Yolda yağmura tutulur ve arabaları devrilir. Ancak kısa sürede toparlanıp yola tekrar koyulurlar. Karşılarına çıkan ilk evin kapısını çalarlar. Ev sahibi onları içeri alır ve ağırlar. Geceyi orada geçirirler. Sabah ev sahibi bayana nerede olduklarını sorar. Anlaşılan yanlış yoldan gitmişlerdir. Geldikleri ev ise çiftlik sahibi bayan Koroboçka’nın evidir. Çiçikov, Manilov’a köylülerle ilgili sorduğu soruları bayan Koroboçka’ya da sorar. Lafı evire çevire ölü köylülerin satışına getirir. Bayan Koroboçka şaşkınlıktan küçük dilini yutar. Ancak Çiçikov, bayan Koroboçka’ya, ölen köylüler için boş yere vergi ödediğini, kendisine yardım etmek için bu masrafları karşılamak için ölü köylüleri almak istediğini söyler. Uzun tartışmalar sonucu Çiçikov, ileride çiftlik ürünlerini alacağı sözünü vererek ölü canlar için anlaşma yapar. Çiçikov çiftlikten ayrılarak meyhaneye gider. Burada Nozdriev ile karşılaşır. Nozdriev ile savcının evinde tanışmıştır. Nozdriev birkaç günlük bir panayırdan döndüğünü ve eve gideceğini söyleyerek Çiçikov’u da evine ***ürmek ister. Ancak Çiçikov işlerinin çok olduğunu söyleyerek teklifi reddetse de Nozdriev’le başa çıkamaz ve eve giderler. Nozdriev gereğinden fazla konuşan, sürekli kumar oynayan ve olayları abartan bir kişidir. Yemek, içki, sohbet derken konu döner dolaşır Çiçikov’un işlerine, oradan da ölü köylüleri satın almaya gelir. Nozdriev’de diğer çiftlik sahipleri gibi şaşırır. Ancak Nozdriev çok uyanıktır. Onları pahalıya satmaya çalışır. Ancak Çiçikov’un fazla parası olmadığı için uzun uzun pazarlık yaparlar. Nozdriev bu alışverişin sebebini öğrenmek için ısrar eder. Çiçikov ise zengin bir kızla evlenmek istediğini ancak babasının kızı vermesi için üç yüz can kölesi olması gerektiğini bu yüzden de ölü can almak istediğini söyler. Nozdriev her ne kadar inanmasada olay böylece kapanır. Nozdriev, Çiçikov’u iskambil oynamaya davet eder; ancak Çiçikov oynamak istemediğini söyler. Çok ısrar eder ancak sonuç alamaz. Hiç olmazsa dama oynayalım hem damada hile yapma şansım da yok deyince Çiçikov kurtulmak için teklifi kabul eder. Ancak Nozdriev yine hile yapar. Bunun üzerine Çiçikov sinirlenir ve evi terk eder.

ÇİÇİKOV’un aldığı köleler kentte günün konusu olur. Köylülerin başka bir yere ***ürülüp yerleştirilmesinin karlı bir iş olmadığı üstüne bir çok yorumlar yapılır, bir çok düşünceler, görüşler ileri sürülür. Bu konuşmalardan bir çok kişinin bu sorunla ilgili derin bilgisi olduğu anlaşılır. Kimileri: “Elbette’’ der, “buna bir şey denemez. Güney illerinde toprak iyidir, verimlidir. Ama su olmadı mı, Çiçikov’un köylülerinin elinden ne gelir? Orada hiç akarsu yoktur.’’ “Su olmaması mümkün değil... Önemli değil bu. Fakat yerleştirme işine güvenilmez. Bizim köylülerin ne adam olduğunu bilemezsin. Yeni bir yerde, kulübesi, bahçesi olmadan toprağı sürsün, imkanı yok. İki kere iki dört gibi biliyorum, kaçarlar. Hem öyle kaçarlar ki, izlerini bulana aşk olsun.” “Hayır, afedersiniz ama, ben bunu kabul etmiyorum. Çiçikov’un köylüleri kaçmazlar. Rus köylüsünün her şeye gücü yeter, her iklime alışır. Onu Kamçatka’ya bile gönderseniz bir sıcak eldiven verdiniz mi elini bir oğuşturur, baltayı eline aldığında yeni bir kulübe yapmak için başlar odun kesmeğe.” “Ama önemli bir sorunu gözden kaçırıyorsun. Sen Çiçikov’un köylüleri nasıl adamlardır, orasını düşünmüyorsun. Hiçbir çiftlik sahibi iyi ad***** satmaz. Çiçikov’un köylüleri son derece hırsız, sarhoş kimseler olsalar bile kellemi keserim ki tümü de tembel, kırıcı dökücü heriflerdir.” “Ha bunu kabul ederim doğrusu. Kimse iyi ad***** satmaz. Çiçikov’un köylüleri de baştan aşağı sarhoştur. Ama şuna dikkat etmeli ki; konunun can alacak noktası da buradadır. Evet şimdi hepsi ahlaksızdır ama yeni topraklarına gittiler mi çok iyi birer uyruk olabilirler. Bunun bir çok örneği var. Hem bugün hem geçmişte.” Devlet fabrikaları müdürü: “Böyle şey olmaz,” diyordu, “Çünkü Çiçikov’un köylülerinin şimdi iki büyük düşmanı olacaktır. Biri küçük Rusya illerinin yakınlığı. Pek iyi bilirsiniz ki orada içki serbestçe satılır. Bana inanın hepsi de on beş gün içinde ayyaş olup çıkarlar. İkinci tehlikede köylülerin göç sırasında serseriliğe alışmaları. Ancak Çiçikov onları sürekli göz hapsinde tutar, demir pençe içine alır, en küçük suçlarına göz yummazsa o başka.”

Çoğu, Çiçikov‘un durumunu iyice anlıyor, bu kadar çok köylünün bir yerden başka bir yere ***ürülmesindeki zorluğu kavrıyordu. Kimileri, Çiçikov’un köylüleri gibi, netameli insanlar arasında bir ayaklanma çıkması olasılığından çok korktuklarını söylerler. Bunlara emniyet müdürü, bir ayaklanma korkusu olmadığını, komiserin pekala haklarından gelebileceğini söyler. O’na göre komiserin gitmesine bile gerek yoktur. Sadece kasketini yollasa, bu kasket onları yerleştirilecekleri yere kadar ***ürür. Kimi de, Çiçikov’un köylülerine egemen olan başkaldırma ruhunun kökünden kazınması için başvurulacak çareleri sayıp döktüler. Bu düşünceler çeşit çeşitti. Bir kısmı, son kerte zor ve baskı kullanılması gereğini ileri sürüyor, bir kısmı ise tam tersine merhametli davranmayı öğütlüyordu. Posta müdürü ise Çiçikov’a kutsal bir görev düştüğünü O’nun bir çeşit “baba” yerinde olduğunu, hatta köylülerini eğitimden yararlandırmasını söylüyor bu sırada Lancaster’in önerdiği karşılıklı eğitim sistemini övüyordu.
 
Artık kentte bu gibi düşünceler yürütülür, böyle şeyler konuşulur. Bir çoğu Çiçikov’a duydukları sevgiden ötürü bazı öğütlerde bulunurlar. Hatta köylülerin Kerson’a kadar rahatça ***ürülmeleri için kolcu vermeye hazır olduklarını söylerler. Çiçikov bu öğütlere teşekkür eder, gerektiğinde bunlardan yararlanmayı unutmayacağını söyler. Ancak kolcuları kesin olarak reddeder. Kolcuların gereksizliğini, çünkü satın aldığı köylülerin çok sakin insanlar olduğunu yeni bir yere ***ürülmekten memnun olduklarını, aralarında bir ayaklanma olasılığının bulunmadığını söyler. Bütün bu düşünceler ve öğütler, Çiçikov için çok yararlı sayılabilecek bazı sonuçlar sağlar: Ortalığa O’nun milyoner olduğu üstüne söylentiler yayılır. Kenttekilerin bu söylentilerden sonra O’na olan sevgileri daha da derinleşir .

Kentteki insanların tümü iyi kalpli, konuksever insanlardır. Onlarla birlikte yemek yiyen ya da Whist oynayan biri hemen dostları olup çıkar. Hele bu kişi Çiçikov gibi iyi huylu terbiyeli, kendini sevdirmenin büyük gizini bilen biri olursa. Çiçikov kentte o kadar sevilmiştir ki bir türlü ayrılıp gitmenin yolunu bulamaz. Her zaman “bizimle bir haftacık daha kalın, Pavel İvanoviç” gibi sözlerle karşılaşır. Kısacası kentte el üstünde tutulur. Ama kentin bayanları üzerinde bıraktığı etki çok daha güçlü, çok daha şaşırtıcıdır.

Sonunda Çiçikov da kendisine gösterilen bu ilgiyi fark eder. Bir gün oteline döndüğü zaman masanın üzerinde bir mektup bulur. Mektubunun altında imza falan yoktur. Ne adı, ne soyadı, ne tarih. Yalnız Çiçikov’un kalbi bu mektubun sahibini bulmalı, deniyor okur ve çekmeceye koyar. Biraz sonra Çiçikov’a valinin balosu için bir çağrı mektubu gelir. Bu, il merkezi için olağan bir şeydir. Nerede bir vali varsa, orada mutlaka bir balo vardır. Yoksa soylular valiye karşı duymaları gereken sevgiyi, saygıyı besleyemezler...

Çiçikov’un baloya gelişi büyük mutluluk uyandırır. Bütün gözler O’na çevrilir ve herkes O’nun yanına toplanır. Çiçikov herkese mutluluk ve neşe getirir. Herkese, her sorulana yanıt yetiştirir, içinde bir rahatlık, alışık olduğu üzere yandan, sağdan, soldan selam verir, herkesi büyüler. Bayanlar yerini alır almaz “Acaba yüzlerinden, gözlerinden mektubu yazanın kim olduğunu anlayabilir miyim? diyerek onları süzmeye başlar. Ancak hiçbirinde böyle bir yüz ifadesi yoktur. Çiçikov O’nu bulmaya kararlıdır. Bayanlarla sohbeti koyulaştırır. Ancak tam o sırada, kötü bir sürpriz; Nozdriev salona girer. Çiçikov’un çok aptal bir insan olduğunu çünkü ölü can aldığını haykırır. Önce insanlar pek aldırış etmezler. Ancak bu hikaye kulaktan kulağa yayıldıkça insanlar itibar etmeye başlarlar. Olay o kadar yayılır ki herkes Çiçikov’un valinin kızını kaçırmak için bunu yaptığını düşünmeye başlarlar. Ancak her iki olay arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Sonunda kentte iki parti kurulur. Erkekler partisi ve kadınlar partisi. Erkekler, sadece ölü canlarla; kadınlar ise sadece valinin kızının kaçırılmasıyla ilgilenirler. Kısacası bütün kent olayı çözmek için seferber olur. Bu arada Çiçikov hasta olduğu için evden dışarı çıkamaz ve olaylardan haberdar olamamıştır. Dışarı çıktığında ise bütün insanların ona karşı tavırları değişmiştir. Kısa sürede olayları öğrenir. Buna canı sıkılır ve kenti terk eder ...

Çiçikov; küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Babası ise onu, bakması için yaşlı bir akrabasına bırakır. Çiçikov okula başlar ancak dersleri iyi değildir. Babasının ona bıraktığı tek şey ise hayatta her şeyin para olduğu felsefesidir. Okulda öğretmeninin prensiplerini takip ederek ona göre davranır ve onun gözüne girer, derslerini düzeltir, okulunu başarı ile bitirir. Artık bir delikanlı olmuştur. Tek amacı vardır artık: Çok çile çekse de zengin olmak. Elindeki diploması ile ancak devlet dairesinde memurluk yapar. Burada müdürü onu hiç sevmemektedir. Ancak bir yolunu bulup evde kalmış kızı ile diyaloğa geçer, sık sık evlerine gidip gelmeye başlar. İşler ilerleyince müdüre “baba” bile demeye başlar. Bu arada müdürü onu kullanmaya başlamıştır. Bir süre sonra boşalan bir zabıt katipliğine getirilir. Ancak emeline ulaşmıştır. Atamadan sonra müdürün evine gitmemeye ve ona “baba” dememeye başlar.

Zamanla tüm ilişkisini keser. Rüşvet almaya başlar, para biriktirir, hayatını bir düzene sokar. Ancak bir süre sonra çok sert, rüşvetin ve her türlü haksızlığın, düzensizliğin amansız düşmanı yeni bir müdür gelir. Memurların çoğu işten atılır. Evleri hazineye mal edilir. Çiçikov ise bir türlü kendini müdüre sevdiremez. Yeni alınan memurlar çeşitli dolaplar çevirerek müdüre doğru görünerek onlara güvenmesini sağlarlar. Ancak yeni çete eskisine rahmet okutacak bir niteliktedir. Artık hırsızlık ve rüşvet büsbütün alıp yürümüştür. Ancak Çiçikov kendisini bir türlü kabul ettiremez. Yenilip kaybederek işten ayrılır. Bir süre sonra çok istediği gümrüklerde bir iş bulur. Burada kaçakçılara kök söktürür. Rüşvete aman vermez. En küçük bir rüşveti bile kabul etmez. Bu haliyle de yönetimin gözüne girer ve yükselir. Kaçakçılarla savaşması için gerekli yetkileri kendisine verirler. Artık önünde bir engel kalmamıştır. Kaçakçılardan inanılmaz paralar alır ve servetine servet katar. Ancak Çiçikov’un kaçakçılarla ilişkisini idareye haber verirler. Nazik tavırlar ve konuşmasını bilmesi, el-etek öpmesi ve para gücü sayesinde kendini savunur ve yakasını mahkemeden kurtarır. Artık bir işi yoktur. Yeniden yoksulluk günlerine döner ama inancını kaybetmez.

O günlerde kahyalık adi görülen bir işti. Küçük memurlar bile hor görürdü. Bir gün Çiçikov birkaç yüz kölenin rehin işlemi ile uğraşmak görevini alır. Çiftlik sahibinin işleri çok kötü gitmektedir. Hükümetten borç para almak çok zordur. Çiçikov, çiftlik sahibinin vekili olarak maliyeye başvurur. Çiçikov, memura kölelerden yarısının öldüğünü, bunun sorun yaratıp yaratmayacağını sorar. Memur ise; eğer ölenlerin adının listede sağ olarak gösterilmişse sakıncası olmadığını nasılsa ölenlerin yerine yenilerinin doğduğunu söyler. Bu sözler kafasında inanılmaz fikirler oluşturur. Yeni nüfus sayımından önce ölü can satın alırsa borç ödeme sandığı bu ölenler karşılığında adam başına iki yüz ruble borç para verebilecektir. Çiçikov planını uygulamaya koyar ve oturacak bir yer arıyormuş gibi görünerek Rusya’nın çeşitli yerlerini gezmeye başlar. Tanıştığı insanlarla büyük dostluklar kurar. Böylece yardımlarını kazanır.

2. BÖLÜM :

Çiçikov günler sonra Rusya’nın uçsuz bucaksız topraklarında dolaşırken cennet bahçelerini andıran çiftlikten gözünü alamaz ve çiftlik sahibi ile tanışmak için evine gider. Çiftlik sahibi Tientietnikov’dur. Okulu bitirdikten sonra bir süre memurluk yapar, müdürünün üstlerine farklı, astlarına farklı davranışı onu çileden çıkarır ve dayanamayıp ona hakaretlerde bulunur. Böylece işine son verilir. Tekrar çiftliğine dönerek aldığı eğitimle köylüsünü eğitip daha fazla verim elde etmek için çabalar. Köylüsüne toprak vererek hem kendisi için hem de çiftlik için çalışmasını sağlar. Onlara mümkün olduğunca iyi davranır, daha fazla boş zaman sağlar. Ancak gün geçtikçe verimin düştüğünü, köylünün davranışının değiştiğini fark eder. Zamanla iyice sıkılır. Her şeyden elini eteğini çeker. İşte tam bu sırada Çiçikov’la tanışır ve bir süre kendisiyle kalmasını ister. Çiçikov bunu kabul ederek tez elden çevre çiftlikleri gezerek çiftlik sahipleri ile tanışır. Ölü canlar satın alır. Tek hayali bir çiftlik sahibi olmaktır. Gittiği yerlerde çiftlik sahiplerinin eğitimli ve işten anlayan insanlar oldukları gözünden kaçmaz. Söylenenleri bir bir aklında tutar bu konular üzerinde geceler süren tartışmalara girer. Konuşmaların çoğu Köylünün eğitilmesi ve bilimsel yöntemlerle tarımın geliştirilmesi üzerinedir.

İflasın eşiğine gelmiş bir çiftlik sahibi çiftliğini satmak ister. Çiçikov’un ise o kadar parası yoktur. Çiftlik sahiplerinden biri borç para vermeyi kabul eder ve Çiçikov çiftliği satın alır. Ancak paranın yarısını verir. Geri kalanını da ileri bir zamanda ödemek koşuluyla bırakır.

Bu arada Çiçikov ölü can almaya devam eder. Ancak bunları yaşıyor gibi göstermeyi de unutmaz. Çiçikov bu yolculuktan çok karlı çıkmıştır. 300 bin Ruble kadar para biriktirmiştir. Ancak yaptığı kanunsuz işler maliye memurlarına, valiye ve hatta prense kadar gitmiştir. Prens tarafından hapse atılır. Arkadaşı Murazov ona yardım edeceğini söyler ancak bunun karşılığı olarak bütün kötü alışkanlıklarından vazgeçmesini ister. Çiçikov isteği kabul eder. Prens ise hiç istemediği halde Murakov’u kıramaz ve Çiçikov’u serbest bırakır. Ancak tüm ülkeyi saran bir hastalık gibi rüşvet, ahlaksızlık ve dolandırıcılık almış başını gitmiştir.

Genel vali tüm memurları toplantıya çağırarak bu durumu gündeme getirir. Tüm insanların bu alışkanlıklardan vazgeçmesini, aksi taktirde bir çok kişinin işten atılacağını ve durumun Çar’a bildirileceğini söyler. Vali sözlerini şöyle bitirir. “Sahteciliğin hiçbir ceza, önlem ve yaptırım ile ortadan kaldırılamayacağını bilirim. Çünkü sahteciliğin kökleri ruhumuzun ta derinliklerine kadar sokulmuş ve rüşvet alma, olağan bir hak durumuna girmiştir. Düşman karşısında nasıl silaha sarılmışsak, namussuzluk ve sahteciliğe karşı da ayaklanmamız gerektiğini herkes anlamadıkça kötülükleri ortadan kaldırmamıza olanak yoktur ...”

Eğer Çiçikov’un kişiliğinin ahlak yönü sorulursa; erdemli ve kusursuz bir kahraman olmadığı açıkça anlaşılır. Ancak O “İşini Bilen” biri diyebiliriz. Kolay yoldan mal edinme ve kazanç hırsı çoğu kişiye göre kusurdur ve saygıdeğer işlerden sayılmaz.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
 
Geri
Üst