1
EXE RANK
sc]-[aßeL `
Fexe Kullanıcısı
Puanları
0
Çözümler
0
- Katılım
- 1 Haz 2009
- Mesajlar
- 1,119
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 31
Cim Bom sezon boyunca pek yanında göremediği ve özellikle de bu nedenle kritik dönemeçlerde olmadık puanlar yitirip hedeften uzaklaştığı ortamda şans etkenini nihayet yanında buldu.
İstanbul Büyükşehirspor gibi hiç de yabana atılmayacak rakip karşısındaki tek gollü galibiyetin en doğru yorumu herhalde böyle olabilirdi. Aslında Sarı Kırmızılı takım için sezonun azap değilse de hüzün maçlarından biriydi. Çünkü tribünlerdeki taraftar, yönetici ve basın mensuplarının bile akılları öteki karşılaşmalardaydı.
Üstelik o karşılaşmalarda çok erken gelen goller işi büsbütün tatsızlaştırmıştı. Böylece, Kafdağı'nın ardından bile daha ötelerdeki bazı umut kırıntıları da uçup gidivermişti. Böylesine berbat bir psikoloji içinde oynamanın kolay olmadığı da ortadaydı. Maçın ilk pozisyonlarının Galatasaray kalesinde yaşanması da bundandı. Fakat Baros'un varlığı ve Bursaspor dışındaki son maçlarda epeyce yüksek görünen gol şansı, Sarı Kırmızılı takımın öne geçmesini sağladı. Doğrusunu isterseniz böyle bir ortamda rakibin İstanbul Büyükşehir Belediyesi olması da başlı başına bir sıkıntıydı. Çünkü bu sezon Galatasaray'ın yaşadığı bozgunun boyutlarını en iyi anlatan ekiplerden biri onlardı.
Onlar çok sınırlı bir maliyetle Cim Bom'a yakın puan toplamışlar, Ali Sami Yen'de 7 eksikle oynadıkları maçta yenilmemişlerdi. Şimdi de FB ve BJK karşısındaki başarılarına bir de GS galibiyeti ekleyerek sezonu bu keyif içinde noktalamak istiyorlardı. Yani Rijkaard'ın olağanüstü imkanlarla yapamadığını Abdullah Avcı asla oranlanamayacak kadar sınırlı koşullarda neredeyse güle oynaya başarmıştı. Bu karşılaşma o açıdan da bir hesaplaşma sayılırdı. Üstelik Avcı bunu, bir dönem Cim Bom'un yıkımına yol açtığı ileri sürülen bir statta ve sıfır seyirciyle yapmıştı. Öteki maçlar ilk yarıda bitmiş gibi olunca ikinci 45 dakikaya 'artık kendi işimize bakalım' havasında çıkan takımlar tribünleri keyiflendirdi. Bu bölümde Cim Bom gol de atabilirdi ama yeme olasılığı daha güçlüydü. Bunu da direk önledi. Oyunun tamamında da futbol şansı Sarı Kırmızılı takımın yanındaydı.
Oyunun sonrası da böyle gitti. Sonuçta Galatasaray'ın tek golle kazanabildiği sayılı karşılaşmalardan biri olarak kayda geçmekten başka bir önem taşımadı. Bu durumun kaleci Aykut'a da olumlu bir not olarak yazılması sözü edilmeye değer nokta sayılabilir. Maçı izleyen gazeteciler, bu karşılaşmadan çok Fenerbahçe'nin attığı golleri tartışıyorlardı. Dün geceden başlayan televizyon programları ve bazılarının bayıldıkları bazı maskaralıklar için de bu goller gerçekten iyi bir malzeme olacak gibiydi.
İstanbul Büyükşehirspor gibi hiç de yabana atılmayacak rakip karşısındaki tek gollü galibiyetin en doğru yorumu herhalde böyle olabilirdi. Aslında Sarı Kırmızılı takım için sezonun azap değilse de hüzün maçlarından biriydi. Çünkü tribünlerdeki taraftar, yönetici ve basın mensuplarının bile akılları öteki karşılaşmalardaydı.
Üstelik o karşılaşmalarda çok erken gelen goller işi büsbütün tatsızlaştırmıştı. Böylece, Kafdağı'nın ardından bile daha ötelerdeki bazı umut kırıntıları da uçup gidivermişti. Böylesine berbat bir psikoloji içinde oynamanın kolay olmadığı da ortadaydı. Maçın ilk pozisyonlarının Galatasaray kalesinde yaşanması da bundandı. Fakat Baros'un varlığı ve Bursaspor dışındaki son maçlarda epeyce yüksek görünen gol şansı, Sarı Kırmızılı takımın öne geçmesini sağladı. Doğrusunu isterseniz böyle bir ortamda rakibin İstanbul Büyükşehir Belediyesi olması da başlı başına bir sıkıntıydı. Çünkü bu sezon Galatasaray'ın yaşadığı bozgunun boyutlarını en iyi anlatan ekiplerden biri onlardı.
Onlar çok sınırlı bir maliyetle Cim Bom'a yakın puan toplamışlar, Ali Sami Yen'de 7 eksikle oynadıkları maçta yenilmemişlerdi. Şimdi de FB ve BJK karşısındaki başarılarına bir de GS galibiyeti ekleyerek sezonu bu keyif içinde noktalamak istiyorlardı. Yani Rijkaard'ın olağanüstü imkanlarla yapamadığını Abdullah Avcı asla oranlanamayacak kadar sınırlı koşullarda neredeyse güle oynaya başarmıştı. Bu karşılaşma o açıdan da bir hesaplaşma sayılırdı. Üstelik Avcı bunu, bir dönem Cim Bom'un yıkımına yol açtığı ileri sürülen bir statta ve sıfır seyirciyle yapmıştı. Öteki maçlar ilk yarıda bitmiş gibi olunca ikinci 45 dakikaya 'artık kendi işimize bakalım' havasında çıkan takımlar tribünleri keyiflendirdi. Bu bölümde Cim Bom gol de atabilirdi ama yeme olasılığı daha güçlüydü. Bunu da direk önledi. Oyunun tamamında da futbol şansı Sarı Kırmızılı takımın yanındaydı.
Oyunun sonrası da böyle gitti. Sonuçta Galatasaray'ın tek golle kazanabildiği sayılı karşılaşmalardan biri olarak kayda geçmekten başka bir önem taşımadı. Bu durumun kaleci Aykut'a da olumlu bir not olarak yazılması sözü edilmeye değer nokta sayılabilir. Maçı izleyen gazeteciler, bu karşılaşmadan çok Fenerbahçe'nin attığı golleri tartışıyorlardı. Dün geceden başlayan televizyon programları ve bazılarının bayıldıkları bazı maskaralıklar için de bu goller gerçekten iyi bir malzeme olacak gibiydi.
