Kopmaya devam Fıkralar : )

20
EXE RANK

OttoMaNs* ;яeiz

Fexe Kullanıcısı
Puanları 0
Çözümler 0
Katılım
20 Şub 2011
Mesajlar
32,869
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
Web sitesi
www.netbilgini.com
OttoMaNs* ;яeiz
Bir gün İran hükümdarı Şah İsmail düşmanı olan Yavuz Sultan Selim hana bazı hediyeler yollar. Ama bu hediyeler çok değerli hediyelerdir. Halılar, altınlar, gümüşler yakutlar, deve deve yemişler ve ayrıca da sandık dolusu hediyeler.Hediyeler Yavuz'a getirilir açılır, ama o da ne! İçeriyi bir koku kaplar. Çok kötü bir koku, nedir bu diye hepsini aramaya başlar. Birde bakarlar ki, sandığın dibine insan dışkısı konulmuş.
Yavuz Sultan Selim hemen buna bir cevap vermek için ulemalarını, hocalarını toplar.Buna iyi bir şekilde cevap verilmesi gerekmektedir.Fakat, yine cevabı kendisi bulur ve aynı hediyelerden kendiside hazırlatır. Vezirine kendisine bir kutu gül lokumu getirmesini ister ve lokumun altınada bir not yazar ve elçiyle Şah İsmail'e yollar.Şah İsmail hediyeleri kabul eder ama içinde bir tereddüt, acaba o bana ne dışkısı yolladı mı diye düşünürken, içeriyi birden lokum kokusu sarar ve de çok güzel kokmaktadır.Vezir lokumu ikram eder. Şah önce başkaları tatsın en son ben tadarım diyerek kendine göre önlem alır. Herkes lokumları yedikten sonra sıra şah İsmail'e gelir, Şah lokumu yer ve altındaki not gözüne ilişir.
Notta şöyle yazmaktadır:
'İsmail herkes kendi yediğinden ikram eder'
YAVUZ SULTAN SELİM
 
Bilo ile sulo askerde nobettelermiş sulonun çişi gelmiş ve yakınlarda bir ağaç ın dibine salaya sallaya yapmaya başlamış birden bir yılan cıkıp sülo'nun aleti ısırıp kacmış sülo oldugu yere yılıp başlamış bagımaya biloooo yetiş bilo bilo koşarak gelmi sormuş ne oldu sulo diye suloda anlatmış olanları bilo hemen telsizin başına gidip komutanına haber vermiş arkadaşım süloyu yılan ısırdı ne yapmam gerekiyor diye komutanı da ısırdıgı yeri em em tukur yoksa arkadaşın ölür diye cevap vermiş bilo kosarak arkadası sülonun yanına giderek acıyan gözlerle bakarken sülo merakla ne oldu komutan ne dedi diye sormuş biloda öleceksin sülo
 
Erler sabah yoklamasında. Çavuş içlerinden birine soruyor.
-Söyle bakalım nerdensin?
-Maraş'lıyım komutanım...
Çavuş sinirlenir ve askere okkalı bir tokat atar. Ardından tekrar sorar.
-Bir daha söyle bakayım nerdensin?
-Maraş'lıyım komutanım...
Çavuş bu sefer iyice hiddetlenir ve askere okkalı bir tokat daha atar. Ardından tekrar sorar.
-Oğlum bak sana son defa soruyorum. Nerelisin?:
-Kahramanmaraş'lıyım komutanım.
-Hah! şimdi oldu der ve yanındakine sorar...
-Oğlum sen nerelisin?:
-Kahraman Sinopluyum komutanım..
 
Askerliğini denizaltı personeli olarak yapan Temel kahvede denizaltını anlatıyormuş.
-Kocaman her tarafı kapalı demirden bir gemi. İşte biz o geminin içine giriyorduk,denizin 100-200 metre altına girip 1 hafta 10 gün hiç çıkmadan gidiyorduk.

Herkesin ağzı açık Temeli dinlediğini gören Dursun birazda kıskanarak;
- Ula Temel demirden gemi denizin altına girerde nasıl su almaz
Temel,evelemiş gevelemiş bir türlü izah edememiş, sonra Dursuna dönerek;

- Ula dursun sen denize giriyor musun?
- Giriyorum.
- Peki denize dalmıyor musun?
- Dalıyorum.
- Denizin dibine dalınca kıçına su kaçıyo mu?
- Yooo.
- İşte sistem aynu sistem...
 
Deniz aşırı bir ülkede askerliğini yapmakta olan John bir gün sevgilisinden bir mektup alır.
Sevgilisi artık ondan ayrıldığını bildirmekte ve fotoğrafını geri
göndermesini istemektedir.
John çok kızar. Arkadaşlarından eski kız arkadaşlarının fotoğraflarını
toplar.
Hepsini paket yapar ve sevgilisine gönderir.
Pakete birde not iliştirir;
" Kusura bakma, hangisi olduğunu çıkaramadım. Lütfen kendi fotoğrafını al ve kalanını geri gönder!"
 
51. Piyade alayında yüzbaşı Jack diye bir subay varmiş. Bu alayda bütün herkes bu yüzbaşı'dan illallah demiş. Çünkü her girdigi iddiayi kazaniyormuş. Alay komutanı sonunda dayanamayip yüzbaşı Jack'in tayinini çıkarmayı başarmış ve bizim yüzbaşı'nın 61. piyade alayına tayini çıkmış.
51. piyade alay komutanı, 61. piyade alay komutanına telefon ederek yüzbaşı için 'aman bu adama dikkat edin sakın kimseyle iddiaya girmesin. Aka kara der iddiayi yinede kazanır' diye uyarıda bulunmuş. 61. piyade alay komutanı olur mu canım öyle şey deyip telefonu kapatmış. Neyse bizim yüzbaşı 61. piyade alayına gelmiş ve alay komutanın karsına geçerek, komutanım ben geldim' demiş. Alay komutanı:
- Senmisin şu meşhur yüzbaşı Jack? derken, yüzbaşı alay komutanına:
- Merhaba komutanım beni hatırladınız mı?, demiş
- Hayır, hatırlamadım.
- Olur mu komutanım Vietnam savaşında beraber mevzide idik, siz o zaman yarbaydınız bende daha teğmendim.
- Yok canım ben o savaşa katılmadım.
- Aaaa! komutanım ben adım gibi hatırlıyorum sizin poponuza şarapnel parcası gelmişti. Kesin onun yara izide kalmıstır.
- Olur mu canım! Sen manyakmısın ben ne o savasa katıldım ne de popomda şarapnel yarası var.
- Komutanım 100$ iddiasına girerim ki sizin poponuza şarapnel yarası var, demiş ve 100$ iddiasına girilmiş. Alay komutanı indirmiş pantalonu ve yaranın olmadığını göstermiş. Yüzbaşı:
- Ah! komutanım çok özür dilerim, yanılmışım. Buyrun 100$ ınızı demiş ve 100$ ı vermiş. 61. piyade alay komutanı sevine sevine 51. piyade alay komutanını telefonla arayarak:
- He he! bu muydu her iddiayı kazanan adam.
- Ne oldu ki?
- İddiaya girdim ve kazandım.
- Sakın ona popomu gösterdim deme!
- Nereden anladın popomu gösterdiğimi
- Ulan, senin Allah belanı versin, Allah seni kahretsin o adam senin poponu görmek için bütün alayla iddiaya girmişti.
 
Meksikalinin biri bisikletle Amerika'dan ulkesine donuyormus.
Elinde bir torba, agir agir sinir kapisina gelmis.
Kapidaki gorevli, Meksikalinin elindeki torbadan suphelenmis ve aramak istemis. Torbayi acinca kum dolu oldugunu gormus. Arastirmis karistirmis ama kumdan baska bir seye rastlayamamis ve Meksikalinin gecmesine izin vermek zorunda kalmis.
Aradan iki hafta gecmeden ayni Meksikali yine bisikletle ve elinde bir torbayla ayni sinir kapisindan gecmek istemis. Ayni gorevli yine torbadan suphelenip aramis ve yine kumdan baska bir sey bulamamis. 3 boyle 5 boyle...
Her seferinde ayni sekilde gecen bu adamda hic bir sey bulamamak gorevliyi cildirtiyormus ama yapabilecegi bir sey de yokmus.
1 yil sonra gorevli bir barda icki icerken, sinirda arayip durdugu Meksikalinin da ayni barda oldugunu gormus. Hemem yanina gitmis ve:
- Artik sana bir sey yapamam. Cok iyi biliyorum ki sinirdan bir sey kaciriyordun. 1 yildir icim icimi yiyor, lutfen bana ne kacirdigini soyle, demis.
Meksikali kafasini hafifce cevirip umarsizca mirildanmis:
- Bisiklet.
 
Temel uçakla yurt dışına gidiyor. Yanında bir Fransız,bir
bir ingiliz ve bir de Amerikalı var.
Biraz sonra Fransız :
"intihar etmek istiyorum, bırakın beni" diye bağırmaya
başlar. Nedenini sorduklarında annesinin bir fahişe olduğunu haber aldığını söyler. Zor bela adamı intihar etmemesi için ikna ederler. Biraz sonra İngiliz intihar etmek ister, sebebi annesini bir arkadaşıyla yakalamış olmasıymış. Onu da güçlükle ikna ederler. Kısa bir süre sonra Amerika'lı efkarlanır o da intihar etmek istediğini söyler.
Bu arada Temel dayanamayıp: "Haçan ben de intihar etmek istiyorum der.
Nedenini sorduklarında ise;
-"Benim sizin gibi o..çocuklarının yanında ne işim var"der
 
Napolyon bir sabah erkenden kalkıp nöbetçilerini kontrol etmeye başlamış. Birde ne görsün? Nöbetçilerden bir tanesi yerinde yok. Hemen aramaya başlamış. Çok geçmeden biraz ilerideki çalılıkların arasında nöbetçisini bulmuş. Asker tüfeğini ağaca dayamış, oturmuş sıçıyor. Bunu gören Napolyon hemen ağaca dayalı tüfeği kapıp askere doğrultmuş ve yaptığı şeyi parmaklayıp yemesini emretmiş. Asker istemeye istemeye söyleneni yapmış.
- Asker bu ceza sana yeter, seni bu defalık affediyorum, tekrar ederse kurşuna dizilirsin.
Deyip tüfeği askere teslim etmiş ve arkasını dönüp uzaklaşmaya başlamış. Tam o sırada nöbetçi silahını Napolyon'a doğrultup "Dur" diye bağırmış.
- Hadi bakalım komutanım boku yeme sırası sende, yoksa seni vururum.
Napolyon çaresiz söyleneni yapmış ve parmağını boka batırıp yalamış.
Aradan uzun süre geçmiş ve savaş sona ermiş. Napolyon savaştan sağ çıkan askerlerinin arasında dolaşırken bir askerin önünde durup,
- Asker, ben seni bir yerden tanıyorum ama çıkartamadım.
Demiş. Asker hemen cevap vermiş:
- Doğrudur komutanım bir sabah kahvaltıyı sizinle birlikte yapmıştık.
 
Bir gün bi uçakta çeşitli ülkelerden işadamları Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Hollandalı ve Türk, laylaylom gidiyorlarmış.Rus her konuşmasında Rus KGB sinin çok iyi çalıştığını herşeyden haberdar olduğunu çok iyi ajanlarının olduğunu anlatarak yolculuğu iyice sıkmış.Uçak rotasını takip ederek giderken İngiltere'nin üstünden geçiyor. İngiliz şöyle bi aşağıları süzüyor ve lafa giriyor:
- Arkadaşlar,burası benim memleketim İngiltere. Bizim biramız acayip meşhurdur, şahane biralar üretiriz, içmelere doyamazsınız. İngiltere bitiyor, Fransa'nın üstünden geçerken Fransız lafa başlıyor:
- Burası da Fransa. Bizim kızlarımız meşhurdur, öpmelere kıyamazsın. Derken Almanya'ya geliyor uçak, Alman bi iç çekiyor:
- Hey gidi memleket diyor. Biz bi arabalar üretiriz, binmelere kıyamazsınız. Sonra Hollanda'nın üzerinden geçerken Hollandalı bakıyor şöyle bi aşağıya:
- Burası da Hollanda diyor. Ah o güzel evler, bizim evlerimiz meşhurdur... Uçak geçiyor Rusya'ya sonra (nasıl bi rotaysa artık) Rus bakıyor aşağıya:
- Bizim KGB miz meşhurdur. Dünyada sinek havalansa haberdardır. Sonra İran'a dönüyor uçak. İranlı bakıyor şöyle bi göz süzerek:
- Abiler burası da İran bizim de halımız meşhurdur, yumuşacıktır.. Geldik Türkiye'ye... Türk sinirli muhabbetten....mına koyim bakıyor aşağıya, düşün düşün nerden başlasam ki (o kadar çok meşhur şeyimiz var ki en orijinalini söylemeliyim diye) Sonra başlıyor anlatmaya...
- Arkadaşlar burası Türkiye. Bizim delikanlımız çok meşhurdur...Öyle ki; alır Fransız'ın kızını, içer İngiliz'in birasını, atar Almanın arabasına, ***ürür Hollandalının evine, yatırır İranlının halısında çatır çatır s.ker. KGB nin de bi s.kimden haberi olmaz.
 
Bir gün Hasso ile Hüsso Irak'ın sınırında bir dağın tepesinde oturuyorlarmış. Irakda da o zamanlar savaş çıkma olasılığı varmış. Hüsso sormuş
- Hasso burda bir savaş çıksa ne olur?
-Savaş çıkarsa önümüzde iki seçenek var. Ya bizi askere alırlar ya da bırakırlar. Bırakırlarsa sorun yok ama askere alırlarsa önümüzde iki seçenek var bizi ya cepheye sürerler ya da cephe gerisinde değerlendirirler. Cephe gerisinde kalırsak sorun yok. Ama cepheye sürerlerse önümüzde iki seçenek var ya ölürüz ya da esir düşeriz. Ölürsek sorun yok. Esir düşersek önümüzde iki seçenek var. Ya bizi sabun fabrikasına gönderirler ya da kağıt fabrikasına gönderirler. Sabun fabrikasına gönderirlerse sorun yok ama kağıt fabrikasına gönderirlerse önümüzde iki seçenek var. Ya bizi A4 yaparlar ya da tuvalet kağıdı. A4 yaparlarsa sorun yok ama tuvalet kağıdı yaparlarsa işte o zaman BOKU YEDİK...
NOT: Hitler zamanında insanları sabun fabrikasına gönderip kemiklerinden sabun yapmışlardır.
 
Bir albay, bir er, bir yaşlı kadın ve bir de
genc kız trende aynı kompartmanda yolculuk
etmektedir. Tren bir tünele girip kompartman
karardığı zaman, MUCUK bir öpücük sesi ve
ardından ŞIIIRRRAAAAKK ! diye bir tokat sesi
duyulur. Tünelden çıktıktan sonra yaşlı kadın
"Aferin genç kıza. Nasıl yapıştırdı tokadı" diye
düşünmekte ve kafasını sallamaktadır.
Genc kız da "Zevksiz herif, bu morukta ne buldu
ki, bi de öpmeye kalktı ama kadın da iyi
yapıştırdı." diye düşünmektedir.
Albay ise "Ulan bizim eşoglusu er, kızı öptü.
tokadı biz yedik." diye yanarken er de içinden
şöyle düsünmektedir:
"Hehe. aferin lan bana. elimi öpüp nasıl
yapıştırdım tokadı albaya..."
 
Askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölçüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış.Birgün bunu komutana ***ürmüşler ve olan biteni anlatmışlar.Komutan inanmamış.
-"Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç demiş".Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve " 1.75 efendim demiş."Komutan:
-"Doğru hayret nasıl bildin" demiş.Asker:
-"Bilirim tabi efendim ben kereste uzmanıyım demiş"
 
Teskere zamanı yaklaşmıştır. Ayni tertip askerlerden bazıları oturup karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak isleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar :
-Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?
-Evet.
-Sen Osman, benim sigaralarımdan otlamayacaksın değil mi?
-Otlamayacağım.
-Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?
-Yıkattırmayacağım.
Herkesten gerekli yanıtı alınca Mehmet :
-İyi, bundan sonra ben de karavanaların içine işemeyeceğim
 
Yüzbaşının çok sevdiği ve güvendiği Onbaşı Mehmet`in cezalandırdığı er, yüzbaşının karşısında :
-Komutanım benim bir şikayetim var.
-Söyle.
-Mehmet onbaşı beni döğdi.
-Git, ben onun cezasını veririm.
-Ama yüzbaşım; hem döğdi , hem söğdi.
-Anladım, git cezasını veririm.
-Anama babama laf etti.
-Git cezasını veririz dedik ya.
-Benim anam da yohtur, babam da yohtur.
-Allah rahmet eylesin.Benim de öyle. Sen git anladım.
-Ama yüzbaşım, Mehmet onbaşı benim anama da laf etti, babama da laf etti. Anam da yohtur, babam da yohtur. Anam da sensin, babam da sensin.
Yüzbaşı :
-Derhal koş; çağır Mehmet Onbaşı`yı buraya! dedi.
 
Asker, komutanın karşısına çıktı, izin istedi. Komutan sebep sordu:
-Efendim, karım çocuğumuzun çok hasta olduğunu yazmış da...
-Yalan söylüyorsun. Çünkü karından gelen mektubu ben de okudum, hiç öyle bir şeyden bahsetmiyordu.
Asker selam verdi, tam kapıdan çıkarken döndü ve samimiyetle:
-Komutanım, dedi. İkimiz de yalancıyız anlaşılan, çünkü ben evli değilim.
 
Temel'in komutanı Temel'le Dursun'a paraşüt açmayı öğretiyordu komutan; çocuklar eğer birinci pimi çekerseniz açılır, o olmaz ise ikinci pimi çekin, o da olmazsa üçüncü pimi çekin , o da olmazsa mevlüd ana'ya dua edin demiş. Temel'le Dursun atlamaya hazırlanıyorlardı. Dursun atlamış ve ikinci pimde paraşütü açmayı başarmış. Sıra Temel'e gelmiş, Temel atlamış, birinci pimi çekmiş olmamış, ikinci pimi çekmiş olmamış, üçüncü pimi çekince yine olmamış. Temel askerlerin yanından fişek gibi geçerken ya karının adı neydi!!!
 
Güney Amerikalı bir subayla bir er konuşuyorlar.
-Savaşta bir düşmana rastlarsan ne yaparsın?
-Vururum.
-Doğru, peki bir düşman bölüğüne rastlarsan ne yaparsın?
-Vururum.
-Olmadı. Koşup karargaha haber verirsin. Peki savaş meydanında bir inek görürsen ne yaparsın?
-Vururum. -
Olmadı. -
-Koşup karargaha haber veririm.
-Yine olmadı.
-Boynuzlarından tutup karargaha sürüklersin. Şimdi beni görürsen ne yapacağını söyle.
-Vururum.
-Olur mu canım. Ben senin komutanınım.
-Döner karargaha haber veririm.
-Yahu ben düşman bölüğü değilim ki.
-Hah tamam. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklerim.
 
Sigortacının biri orduya gider.
Askerler içtimadadır.
Başlar anlatmaya:
- Ben size sigorta satmaya geldim. Sigorta almayanlar savaşa gittiğinde beynine bir kurşun yerse, ailesi hiç para alamaz; sigortalı olanların ailesine ise, devlet yüklü bir para öder. Şimdi kimler
sigorta yaptırmak istiyor?
Kimseden ses çıkmaz.
İki kez daha anlatır ama yine ses çıkmaz.
Sigortacı gitmek üzereyken kıdemli bir Başçavuş gelir ve:
- Bir de ben anlatayım, ben bunların dilini konuşurum
der ve askerlere seslenir:
- Beyler, şimdi sigorta olup da beynine kurşun yiyenlere devletin ne kadar para ödeyeceğini duydunuz mu?
- Duyduk, der herkes.
- Şimdi siz hesap edin. Bundan sonra ilk çıkacak savaşta devlet, savaşa sigorta olanları mı, sigortasız olanları mı sürer?
 
Tabura yeni bir komutan gelmis ve askerleri toplayarak bir konusma yapacagini belirtmis. Bütün askerler toplanmislar ve komutan baslamis konusmaya :
"Bugün tanismak için sizleri buraya topladim. Benim adim Ahmet,
soyadim Kirç. Tekrar ediyorum, Kirç. Arada R var. Sakin ola diliniz sürçmesin çok fena yaparim. Herkes iyice ezberlesin hata istemem !"

Askerler dagilmislar ve herkes "Arada R var, arada R var" diye içinden ezbere koyulmus. Komutan ise bu konuda ne kadar hassas oldugunu göstermek için sagda solda gördügü askere soruyormus :

- Sen !

- Emredin komutanim!

- Soyadim ne benim ?!

- Kirç komutanim.

- Aferin ! Isinin basina !

Komutan böyle böyle hergün bir kaç kere soyadini soruyor ancak kimse

sasirmiyormus. Temel ise bu konuda çok sanciliymis. Ya bir gün piyango

kendisine çikarsa ve sasirirsa diye daralip dururmus. Nihayet bir gün tören esnasinda komutan aniden arkasina dönmüs ve Temel'i isaret ederek :

- Sen ! Soyadim ne benim ?!

Temel heyecandan konusamiyor, nutku tutulmus. Yaprak gibi sallanmaya baslamis. Komutan gayet sinirli :

- Sana söylüyorum, cevap ver, asabimi bozma !

Hemen arkasindaki arkadasi bakmis Temel'in basi belaya girecek hemen

fisildamis :

- Arada R var, arada R var...

Bunun üzerine Temel rahatlamis ve cevap vermis :

- Gört !!!
 
Geri
Üst