20
EXE RANK
OttoMaNs* ;яeiz
Fexe Kullanıcısı
Puanları
0
Çözümler
0
- Katılım
- 20 Şub 2011
- Mesajlar
- 32,869
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 37
- Web sitesi
- www.netbilgini.com
Her Yönüyle Ermeni Sorunu
Kitabın amacı, özellikle Osmanlı döneminde Ermenilerin konumları hakkında okuyucuyu aydınlatarak objektif bir bakış açısıyla tarihe ışık tutmaktır. Ermeni tarihinden söz eden ve hemen hemen hepsi kiliseye bağlı olan tarihçilerin bir çoğu, Ermenilere yabancı olan milletlerdendir. Ermeni kelimesine ilk olarak, İran Hükümdarı "Doryüs=Dara"nın yazıtlarında rastlanmıştır.
Türk'lerin Anadolu'yu fethinden önce Anadolu'nun doğusunda Bizans'a bağlı iki Ermeni Prensliği bulunuyordu. Fakat zamanla bu prensliklere Bizans tarafından son verilmiştir. Görüldüğü gibi Anadolu'nun Türk'leşmesi sürecinde ortada mevcut bir Ermeni Devleti yoktu. Bu dönemden sonra Anadolu'da, Türkler tarafından Ermenilere büyük hoşgörü gösterilmiştir.
Ermenilerin yaşadığı topraklar Osmanlı hakimiyetine girdiği sırada, doğuda 470, Çukurova'da ise 150 yıldır ne bir Ermeni Prensliği ne de bir Ermeni Krallığı vardı. Bu dönemde de Ermeniler huzur içinde yaşamışlardır. Özellikle Tanzimat fermanından sonra hak ve özgürlükleri inanılmaz dereceye ulaşmıştır. Bu yıllarda Ermeniler din işlerinde özgürce hareket edebildikleri gibi, devlet kademesinde de önemli görevler üstlenmişlerdir. Yapılan araştırmada ikinci Meşrutiyet Meclisinin yaklaşık olarak % 5'ini Ermeniler oluşturmaktaydı.
Osmanlı Devleti'nde, uzun yüzyıllar boyunca Türk'lerle birlikte yaşayan gayrimüslimler üzerinde, sosyal ve kültürel bakımdan önemli derecede bir Türk tesiri vardı. Bu tesirler başta Türkçe'nin bu unsurlar tarafından kullanılmasından başlayarak, müzik, yemek, isim-soyad, folklor, halk, edebiyat gibi çok çeşitli alanlarda kendini göstermiştir.
Osmanlı İmparatorluğu ekonomisinde gayrimüslimler (Ermeniler dahil), orta sınıf tüccardılar. Borç para veren bankerler, aracı ve tefecilerdi. Avrupa'daki gelişmelere bağlı olarak; doktorluk, eczacılık, mühendislik ve avukatlık işleri ile uğraşarak bu alanlarda gelişmelere neden oldular.
Osmanlı Devletinde gayrimüslimlerin başta gelen vergi yükümlülükleri, cizye ile kendini gösteriyordu.
1831 nüfus sayımına göre Ermenilerin nüfusu 18.742 yani toplam nüfusun %0,51'i idi.
Ermeni iddialarının günümüzde en çok yoğunlaştığı konu "Nüfus meselesi"dir. Osmanlı Devletindeki Ermenilerin nüfusu asılsız ve dayanaksız rakamlarla çok fazla gösterilmeye çalışılmıştır ve halen de çalışılmaktadır. Özellikle Sivas, Bitlis, Elazığ, Erzurum, Van ve Diyarbakır(Vilayet-ı sitte)'da Ermenilerin çoğunlukta olduğu, bundan dolayı bu bölgelerin "Ermeni yurdu" olarak kabul edilmesi gerektiği tezi, gayri ilmi alanlarda, siyasi propagandaya dayanak olmak üzere yıllarca işlenmiştir. Bu konudaki asılsız idialarla, "1915 Ermeni Teçhir Olayı"nın istismar edilmek istendiği gözlenmektedir. Bu olaylar sırasında "1.500.000" Ermeni'nin Türkler tarafından katledildiği" şeklindeki bir başka asılsız iddiaya da, nüfus istatistikleri ile temel bulunmaya gayret edilmektedir.
Osmanlı hakimiyetinde kalan Ermeniler, diğer gayrimüslimlere nazaran Türklere en çabuk adapte olup kaynaşan, anlaşan ve bu sebeple de devletin itimadını kazanıp, Rumlardan çok onun nimetlerinden faydalanan cemaat olmuştur.
Kitabın amacı, özellikle Osmanlı döneminde Ermenilerin konumları hakkında okuyucuyu aydınlatarak objektif bir bakış açısıyla tarihe ışık tutmaktır. Ermeni tarihinden söz eden ve hemen hemen hepsi kiliseye bağlı olan tarihçilerin bir çoğu, Ermenilere yabancı olan milletlerdendir. Ermeni kelimesine ilk olarak, İran Hükümdarı "Doryüs=Dara"nın yazıtlarında rastlanmıştır.
Türk'lerin Anadolu'yu fethinden önce Anadolu'nun doğusunda Bizans'a bağlı iki Ermeni Prensliği bulunuyordu. Fakat zamanla bu prensliklere Bizans tarafından son verilmiştir. Görüldüğü gibi Anadolu'nun Türk'leşmesi sürecinde ortada mevcut bir Ermeni Devleti yoktu. Bu dönemden sonra Anadolu'da, Türkler tarafından Ermenilere büyük hoşgörü gösterilmiştir.
Ermenilerin yaşadığı topraklar Osmanlı hakimiyetine girdiği sırada, doğuda 470, Çukurova'da ise 150 yıldır ne bir Ermeni Prensliği ne de bir Ermeni Krallığı vardı. Bu dönemde de Ermeniler huzur içinde yaşamışlardır. Özellikle Tanzimat fermanından sonra hak ve özgürlükleri inanılmaz dereceye ulaşmıştır. Bu yıllarda Ermeniler din işlerinde özgürce hareket edebildikleri gibi, devlet kademesinde de önemli görevler üstlenmişlerdir. Yapılan araştırmada ikinci Meşrutiyet Meclisinin yaklaşık olarak % 5'ini Ermeniler oluşturmaktaydı.
Osmanlı Devleti'nde, uzun yüzyıllar boyunca Türk'lerle birlikte yaşayan gayrimüslimler üzerinde, sosyal ve kültürel bakımdan önemli derecede bir Türk tesiri vardı. Bu tesirler başta Türkçe'nin bu unsurlar tarafından kullanılmasından başlayarak, müzik, yemek, isim-soyad, folklor, halk, edebiyat gibi çok çeşitli alanlarda kendini göstermiştir.
Osmanlı İmparatorluğu ekonomisinde gayrimüslimler (Ermeniler dahil), orta sınıf tüccardılar. Borç para veren bankerler, aracı ve tefecilerdi. Avrupa'daki gelişmelere bağlı olarak; doktorluk, eczacılık, mühendislik ve avukatlık işleri ile uğraşarak bu alanlarda gelişmelere neden oldular.
Osmanlı Devletinde gayrimüslimlerin başta gelen vergi yükümlülükleri, cizye ile kendini gösteriyordu.
1831 nüfus sayımına göre Ermenilerin nüfusu 18.742 yani toplam nüfusun %0,51'i idi.
Ermeni iddialarının günümüzde en çok yoğunlaştığı konu "Nüfus meselesi"dir. Osmanlı Devletindeki Ermenilerin nüfusu asılsız ve dayanaksız rakamlarla çok fazla gösterilmeye çalışılmıştır ve halen de çalışılmaktadır. Özellikle Sivas, Bitlis, Elazığ, Erzurum, Van ve Diyarbakır(Vilayet-ı sitte)'da Ermenilerin çoğunlukta olduğu, bundan dolayı bu bölgelerin "Ermeni yurdu" olarak kabul edilmesi gerektiği tezi, gayri ilmi alanlarda, siyasi propagandaya dayanak olmak üzere yıllarca işlenmiştir. Bu konudaki asılsız idialarla, "1915 Ermeni Teçhir Olayı"nın istismar edilmek istendiği gözlenmektedir. Bu olaylar sırasında "1.500.000" Ermeni'nin Türkler tarafından katledildiği" şeklindeki bir başka asılsız iddiaya da, nüfus istatistikleri ile temel bulunmaya gayret edilmektedir.
Osmanlı hakimiyetinde kalan Ermeniler, diğer gayrimüslimlere nazaran Türklere en çabuk adapte olup kaynaşan, anlaşan ve bu sebeple de devletin itimadını kazanıp, Rumlardan çok onun nimetlerinden faydalanan cemaat olmuştur.