20
EXE RANK
OttoMaNs* ;яeiz
Fexe Kullanıcısı
Puanları
0
Çözümler
0
- Katılım
- 20 Şub 2011
- Mesajlar
- 32,869
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 37
- Web sitesi
- www.netbilgini.com
Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi
Amiral Alfred T. MAHAN, bu çalışmasında dünya hakimiyeti kurmada bütün tarih boyunca hakim rolü deniz gücünün oynadığını ortaya koyar. MAHAN'a göre ülkede refah ve emniyeti mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak ve dünya siyasetinde söz sahibi olmak arzusunda olan her devlet için deniz hakimiyetini elde etmek esastır. Sahili bulunmayan devletler, gücü ne olursa olsun, gerilemeye ve yıkılmaya mahkumdurlar. Çünkü kara, MAHAN'a göre, "baştanbaşa engel demektir, deniz ise açıklık ve kolaylık zeminidir". Bu açıklığı deniz kuvvetleriyle kontrolü altına almayı beceren ve güçlü bir deniz ticaret filosunu elinde bulunduran bir ülke dünyanın bütün zenginliklerinden istediği gibi faydalanabilir.
MAHAN'ın bu fikirleri çoğunlukla 1886 yılında küçük bir subay grubuna ders verdiği deniz akademisinde olgunlaşmışlar ve dört yıl sonunda "Tarihin Akışı Üzerinde Deniz Gücünün Etkisi" adı altında vücut bulmuşlardır. MAHAN'ın şöhretinin asıl kaynağı olan meşhur kitap, özü itibarıyla, onyedinci yüzyıl ortasından Napolyon savaşlarının sonuna kadar İngiliz Deniz gücünün doğuşu ve gelişmesinin bir hikayesidir.
MAHAN, geniş çizgilerle büyük deniz güçlerinin yükselişi ve çöküşünü anlatmaya başlıyor, denizde güç kazanmak isteyen bir milletin sahip olması gereken şeyleri bir takım ayrıntılar vererek gözden geçiriyor. Bu gerekli şeylerin altı tane olduğunu söylüyor: Coğrafi mevki, fiziki olgunluk, arazi genişliği, nüfus, halkın karakteri ve hükümetin karakteri.
MAHAN'nun yorumuna göre, deniz gücü donanma gücünden çok fazla bir şeydir, deniz gücü içine sadece savaş gemileri değil ticari denizcilik ve kuvvetli bir anavatan girer. "Deniz gücünün tarihi bir milletin deniz üstünde veya deniz yoluyla büyüklüğünü mümkün kılan herşeyi içine alan geniş bir konu olmakla birlikte, esas itibariyle bir askeri tarihtir" diyor. Yine de donanmaların, seferlerin ve savaşların sadece amaç uğrundaki araçlar olduğunu belirtiyor. İhtişamlı bir ticaret bahriyesi ve başarılı bir donanmanın biri olmazsa öbürü olamaz. Milletin zenginliği ikisine de bağlıdır.
Coğrafi mevkiden bahsederken şu noktaların birinci derecede önemli olduğunu söylüyor: "sınırları karada olan bir ülkeye kıyasla, kendini ne karadan savunma zorunda kalan ne de topraklarını kara yoluyla genişletmek durumunda bulunan bir ülke" coğrafi bakımdan çok büyük avantajlara sahiptir. Bunun misallerini bir tarafta İngiltere, bir tarafta Fransa, Hollanda vermektedir. Merkezi mevkide bulunmak, yani büyük ticaret yollarına yakın limanlara ve muhtemel düşmanlara karşı girişilecek savaşlar için kuvvetli üslere sahip olmak stratejik bakımdan büyük avantaj sağlar. Burada yine İngiltere Manş denizine ve Kuzey Denizi ticaret yollarına hakimiyeti dolayısıyla, üstünlük kazanabilmiştir.
MAHAN ikinci unsuru, yani fiziki olgunluğu ele alırken de şunları söylüyor: "Bir ülkenin deniz sahili onun sınırlarından birini teşkil eder; bir sınırın gerideki bölgeye ulaşma hususunda verdiği kolaylık ne kadar çoksa, bir milletin diğer ülkelerle bu yoldan münasebete girme eğilimi o kadar fazla olur."
Amiral Alfred T. MAHAN, bu çalışmasında dünya hakimiyeti kurmada bütün tarih boyunca hakim rolü deniz gücünün oynadığını ortaya koyar. MAHAN'a göre ülkede refah ve emniyeti mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak ve dünya siyasetinde söz sahibi olmak arzusunda olan her devlet için deniz hakimiyetini elde etmek esastır. Sahili bulunmayan devletler, gücü ne olursa olsun, gerilemeye ve yıkılmaya mahkumdurlar. Çünkü kara, MAHAN'a göre, "baştanbaşa engel demektir, deniz ise açıklık ve kolaylık zeminidir". Bu açıklığı deniz kuvvetleriyle kontrolü altına almayı beceren ve güçlü bir deniz ticaret filosunu elinde bulunduran bir ülke dünyanın bütün zenginliklerinden istediği gibi faydalanabilir.
MAHAN'ın bu fikirleri çoğunlukla 1886 yılında küçük bir subay grubuna ders verdiği deniz akademisinde olgunlaşmışlar ve dört yıl sonunda "Tarihin Akışı Üzerinde Deniz Gücünün Etkisi" adı altında vücut bulmuşlardır. MAHAN'ın şöhretinin asıl kaynağı olan meşhur kitap, özü itibarıyla, onyedinci yüzyıl ortasından Napolyon savaşlarının sonuna kadar İngiliz Deniz gücünün doğuşu ve gelişmesinin bir hikayesidir.
MAHAN, geniş çizgilerle büyük deniz güçlerinin yükselişi ve çöküşünü anlatmaya başlıyor, denizde güç kazanmak isteyen bir milletin sahip olması gereken şeyleri bir takım ayrıntılar vererek gözden geçiriyor. Bu gerekli şeylerin altı tane olduğunu söylüyor: Coğrafi mevki, fiziki olgunluk, arazi genişliği, nüfus, halkın karakteri ve hükümetin karakteri.
MAHAN'nun yorumuna göre, deniz gücü donanma gücünden çok fazla bir şeydir, deniz gücü içine sadece savaş gemileri değil ticari denizcilik ve kuvvetli bir anavatan girer. "Deniz gücünün tarihi bir milletin deniz üstünde veya deniz yoluyla büyüklüğünü mümkün kılan herşeyi içine alan geniş bir konu olmakla birlikte, esas itibariyle bir askeri tarihtir" diyor. Yine de donanmaların, seferlerin ve savaşların sadece amaç uğrundaki araçlar olduğunu belirtiyor. İhtişamlı bir ticaret bahriyesi ve başarılı bir donanmanın biri olmazsa öbürü olamaz. Milletin zenginliği ikisine de bağlıdır.
Coğrafi mevkiden bahsederken şu noktaların birinci derecede önemli olduğunu söylüyor: "sınırları karada olan bir ülkeye kıyasla, kendini ne karadan savunma zorunda kalan ne de topraklarını kara yoluyla genişletmek durumunda bulunan bir ülke" coğrafi bakımdan çok büyük avantajlara sahiptir. Bunun misallerini bir tarafta İngiltere, bir tarafta Fransa, Hollanda vermektedir. Merkezi mevkide bulunmak, yani büyük ticaret yollarına yakın limanlara ve muhtemel düşmanlara karşı girişilecek savaşlar için kuvvetli üslere sahip olmak stratejik bakımdan büyük avantaj sağlar. Burada yine İngiltere Manş denizine ve Kuzey Denizi ticaret yollarına hakimiyeti dolayısıyla, üstünlük kazanabilmiştir.
MAHAN ikinci unsuru, yani fiziki olgunluğu ele alırken de şunları söylüyor: "Bir ülkenin deniz sahili onun sınırlarından birini teşkil eder; bir sınırın gerideki bölgeye ulaşma hususunda verdiği kolaylık ne kadar çoksa, bir milletin diğer ülkelerle bu yoldan münasebete girme eğilimi o kadar fazla olur."